MrBeast - I Survived 50 Hours In Antarctica - Türkçe

- Şimdi Antartika’ya indik

ve önümüzdeki 50 saat burada hayatta kalacağız.

Tam olarak yerkürenin altındayız,

Dünya’nın en soğuk yerinde.

- Donarak ölmek için sabırsızlanıyorum.

İşte uçak da gidiyor.

Pekâlâ, sonra görüşürüz.

Şimdi bu uçak gittiği için çocuklar,

önümüzdeki 50 saat hiçbir çıkış yok.

- Mahsur kaldık.

- [Jimmy] İlk olarak dağlara doğru yürümeliyiz

ve rüzgârdan korunacak bir yer bulmalıyız.

- Bu gördüğüm en güzel yer.

- Kes sesini Nolan.

- Bir kar fırtınası geliyor gibi.

Şansımıza bak.

- Hava şimdiden çok kötü.

- Bu çok kötü! - Lanet olsun.

- Bir kar fırtınasının bizim buraya gelişimize

denk gelme olasılığı nedir?

- Soğuk!

- Jimmy, dostum, bu çılgınlık.

- Hadi gidelim!

- Şu dağın eteklerine barınak kuracağız.

Of, neredeyse ölüyordum.

- [Hepsi] Antartika!

Antartika!

- Bunu Camp Beast ilan ediyorum.

- [Jimmy] Eksi 30 derece

ve eğer 49 saat daha dayanacaksak–

- Yakala şunu!

- Çadırım uçmak üzere.

- [Jimmy] Acilen bir sığınağa ihtiyacımız var.

Kılavuzda açıyla yapın diyordu.

Ah!

- Bilmiyorum, her şeyi yanlış anlamış gibiyiz.

Yere nasıl bu kadar yakın olabilir ki?

Kolumun yeninde!

- Küçük çocuklar gibiler.

- Mahvolduk.

- Vay canına, cidden ilerleme kaydediyoruz.

- Bize bakın, en iyisi biziz!

- Beast Camp gelişiyor!

Antartika’da yaygın bir sorun da

kötü hava şartlarının çadırınızı uçurması.

Çadırları rüzgârdan korumak için kar blokları kesmek gerek.

Bu yüzden bu buz bloklarını kullanarak

bir duvar örüp kampımızı güvende tutacağız.

Hava ısısı buraya geldiğimizden beri 20 derece düştü.

Duvarı daha hızlı örmeliyiz.

- Aman Tanrım.

Dostum, bu şu ana kadar yaptığımız en zor şey.

- Beast Camp artık bitti!

Buzdan duvar bittiğine göre

umarım rüzgâr çadırlarımızı uçurmaz.

Antartika’nın zorlayıcı yanı güneşin asla batmaması.

Yani ne zaman gece, ne zaman değil anlamıyorsunuz.

- Ne zaman olduğunu karnım söylüyor.

- Karnın ne zaman söylüyor?

- Akşam yemeği saatinde.

- Eve hoş geldin tatlım.

- Vay canına, burası kırmızı.

- Akşam yemeği için ise MRE’lerimiz var.

- Vay canına!

- Jimmy, bu felaket.

Antartika’ya hoş geldiniz.

- [Jimmy] Ve size belki merak ederseniz diye gezegenin

en ücra köşesinde nasıl yemek yiyeceğinizi anlatacağım.

İlk önce suyu kaynatıyorsunuz,

sonra kaynayan suyu döküyorsunuz,

bu noktada dikkatli olmanız gerek.

Sonra on dakika içinde yemeğiniz hazır.

İşte Antartika’da böyle yemek yersiniz.

- Bunun ne kadar lezzetli olduğunu tahmin dahi edemezsin.

- [Rüya] Uyumaya çok hazırım.

- Benim çadırımda Nolan ile Dream var.

Peki Karl, seninkinde kim var?

- [Karl] Ben, Chandler, Sapnap ve George.

- Uyuyacaksın, değil mi?

- [Karl] Evet.

- Çok yorgunum, hastayım.

Antartika, hastalanmak için iyi bir yer değil.

- Jimmy’nin bir tünel kazdığımızdan haberi bile yok.

- Aman Tanrım. - Hadi başlayalım.

- Bu kadar aşağıda olması tam bir çılgınlık.

- [Dream] Jimmy, ben 50 saat dayanabileceğime inanmıyorum.

- Rüzgâr toplanıyor,

bu yüzden uyumak konusunda zorlanacağız.

Pekâlâ çocuklar, kanka yumruk kaçar.

- [Jimmy] Antartika’da güneş resmen asla batmıyor,

bu yüzden gece çok zorlu geçti.

- Ertesi sabah oldu,

ve yataktan çıkmalı mıyım, yoksa çıkmamalı mıyım bilmiyorum.

Çünkü güneş hep yukarıda.

- Birinci sabah, bedbaht haldeyiz.

- Dostum, Antartika çok da eğlenceli bir yer değil.

Hastayım dostum..

Kanlı öksürerek uyandım.

- Antartika’da çadırınızdan ayrılmadan önce

uzun bir pantolona, uzun kollu bir üste,

yedek bir pantolona ,

üçüncü bir pantolona, bir cekete,

ceketiniz için de bir cekete, kayak maskesine,

bu her neyse, eldivene, eldiveniniz için bir eldivene,

ve gözlüğe ihtiyacınız var ki gözleriniz donmasın.

Bunların hepsini giyseniz bile soğuk ısırması olabilirsiniz.

İkinci güne giriyoruz,

yapmamız gereken iki önemli şey var.

Birincisi:

Antartika’da kara işeyebileceğinizi düşünebilirsiniz

ama bunu yapamazsınız.

Bu yüzden şu şişelere işememiz gerek

ve videonun sonuna kadar da bunları saklamamız gerek.

Hava eksi 20 derece.

Bakalım işeyebilecek miyim.

Hey, başardım!

- Yaptı!

- Başardım!

- Güzel.

- Vay be, beş dakika falan sürdü.

Ve ikincisi:

Çocukların çoğunun kakasını yapması gerekir,

bu yüzden kamptan uzağa bir kaka çadırı kurmaya gidiyoruz.

- Kakamı yapmalıyım.

- Antartika’nın en kötü yanı da

rast gele gelip geçen devasa kar fırtınaları,

adeta birden cildiniz donmaya başlıyor.

- Olamaz, çadır!

Of, acıtıyor!

- Kötü çadır, kötü.

- Aşağıda tutsana!

- Aşağıda kal çadır.

- Ah, işe yaradı.

Bu kova benim tuvaletim ve burası da banyo.

Daha iyi bir adam olarak çıkacağım.

- Nolan, nasıldı?

- Hayatımın en kötü deneyimiydi.

- Oradaki dağı görüyor musun?

- [Hepsi] Evet!

- Şimdilik bir adı yok.

Ve herkes biliyor ki eğer o dağa tırmanırsanız,

isim vermeniz gerek.

Kim bana katılmak ister?

- Ben değil.

- Hızlıca çadırdan eşyalarımı alayım.

- Tamam.

- Çadırımda bir şey unuttum.

- Hava biraz kötü gibi. - Hadi.

- Şey yapmam gerekebilir…

- Hey, benimle dağa tırmanacaksın.

- Sırf buradaki son kişi olduğum için mi?

- Düşersem diye kendimi bağlayacağım biri lazım.

- Havanın rüzgârlı olmamasına sevindim.

- Cidden, o dağın adı olmadığı için

eğer tırmanırsak gerçekten adını biz koyacağız

hem de ne istersek onu.

- Hoşça kalın çocuklar! - Hoşça kalın.

- Hoşça kalın. - Şimdi, Çukur Operasyonu.

Hadi.

- Geçtiğimiz ortalama 20 saatten beri

bu çukuru kazıyorum.

Jimmy dönene kadar kocaman olacak!

- Dağda bile değiliz

ve ilk engelimiz ile karşılaştık.

Bu bir buz denizi.

Şu manzaraya bak.

Antartika tma bir çılgın.

Dostum, çok güzel.

- Sadece çok dikkatli ol Jimmy.

- Vay canına, bu çok kaygan.

- Çok dikkatli ol.

Buraya dünyada ondan daha az kişi ayak bastı.

- Tırmanacağımız dağ burası.

Her neyse, hadi ölmeden tırmanalım.

- İleri!

- Aman Tanrım.

- Vay canına, kayma.

- Bu çılgınlık.

Dehşete düştüm.

Sağımda tam düşülecek bir yer var.

Eğer geri doğru düşersem, 2000 fit yuvarlanırım.

Jimmy.

- Ne?

- 30 saati doldurduk!

- Evet!

- Bu koca bir uçurum.

Şaka yapmak yok.

- [Jimmy] Eğer buraya düşersek ölürüz.

- [Nolan] Evet, yüzde yüz.

- Karl hâlâ kazıyor, çok derin olmasına rağmen.

- Dostum, buradan nasıl çıkacağım?

- Jimmy!

- Buradayım.

Basmaya devam et.

- Evet, hayattayım.

- Bir çiş molası vereceğim.

- “Ben kap” diye hecele.

- B-E-N K-A-P.

- Senden nefret ediyorum. - Hey, Jimmy.

Hey, sadece

su şişeleriyle karıştırmayın.

- Ah, evet.

Şu küçük sinekleri görüyor musun?

Bu bizim üssümüz.

Çocuklar ne yapıyor merak ediyorum.

- İşte uçak geliyor.

- Evet.

- Leziz. - Lezzetli!

- Çukur verir ve o da çukura vermeli şimdi.

- Jimmy dağa tırmanırken bizim de

kampımızı güçlendirecek daha fazla duvar inşa etmemiz gerek.

Çadırlarını da temizleyebilirdik.

Onlar eve geldiğinde yesin diye yemek yapabilirdik.

Ama bunların yerine bu çukuru kazdık.

Zamanımızı en iyi bu şekilde kullanabilirdik.

- [Jimmy] Beni çekmeyi kes de şuradaki manzarayı çek.

Farklı bir gezegende gibiyiz.

Beni burasının dünya olduğuna inandıramazsınız.

Ve biz bu dağa tırmanırken

size Shopify’dan bahsetmek istiyorum.

Bir iş kurmayı inanılmaz kolaylaştırıyor.

Shopify bana YouTube kanalını işe çevirmemde yardım etti.

Ve her neyde tutkuluysanız artık.

Dağa tırmanmak gibi.

Vay canına.

Eğer benim ürünlerimden aldıysanız

çoktan kullanmışsınızdır.

Bakalım, bunu nasıl yapabilirim?

Onlara sonsuz müteşekkirim

çünkü onları üç milyon abonemiz

varkenden beri kullanıyorum.

Shopify tam anlamıyla işleri güçlendiriyor.

Tanrım.

Pekâlâ, bana bir saniye ver Shopify.

Vay canına, tırmanıyoruz!

Shopify 175 ülkedeki işlere destek veriyor.

Bir iş kurmak korkutucu olabilir.

Bu dağa tırmanmak gibi.

- Evet.

- Ama girişimcilik sizin her gün uyanıp

sevdiğiniz işi yapmanıza olanak sağlar.

Bu yüzden riske değer.

Neredeyse zirvedeyiz.

Görebiliyorum!

- Bu hayatımın en dehşet verici deneyimi.

- Bu gerçekten dehşet verici,

şu anda o kadar yüksekteyiz ki.

- Sonraki sefere bir asansör inşa edebilir misin Jimmy?

İşte burada, yaptın mı?

Başardım.

Başardım!

Sadece dört buçuk saat sürdü.

Başardık!

Başardık!

Nolan.

Evet, vay canına!

Başardık ve ölmedik.

Dağı ele geçirdik.

Başardık!

Şimdi dağa tırmandığımıza göre isim vermeliyiz.

Bence “Shopify” diyelim.

Çünkü, dürüst olmak gerekirse,

çünkü Shopify olmadan başaramazdım.

- Shopify’ın zirvesine çıktık.

- Shopify.com/behindbeast adresine gidin

ve Shopify ile özel röportajımı izleyin.

Bu artık Shopify dağı.

Karl, beni duyabiliyor musun?

- Evet, seni duyabiliyorum, tamam.

- Dağa tırmandık.

- [Karl] Tebrikler dostum!

- Bizi dağın tepesinde görebilir misin?

- Bir saniye, çukurdan çıkmamız gerek.

- Bekle, ne çukuru?

- Hayır, dedim ki tüm çadır.

Tüm çadır.

- [Jimmy] Tamam.

- Tam olarak buradaki üç karınca gibi görünüyorlar.

- Üssümüz neredeyse on mil ötede.

Eğer bu lens bizi görebiliyorsa, bu çılgınca.

Dağa tırmanmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

- Ne? - Aşağı inmek.

- Hayır.

- Ayrıca bir şeyleri geride bırakamıyorsun,

bu yüzden bayrağı indirmem gerek.

- Bunu onca yol ne için taşıdım ben?

Sence şimdi kampta ne yapıyorlardır?

- Çok zeka gerektiren bir şey değildir.

- En güzel kar günü!

- Bu uyku tulumları karmaşık.

Bu ne?

- Dostum, pır pır yapmaya gitmeliyim.

- Tamam çocuklar, şu anda sabahın dördü

ve Jimmy dağa tırmandıktan sonra

sonunda dönüyor.

- Bu şu ana kadar yaptığım en zor şey olabilir.

- En zoru ama en ödüllendiricisi.

- Bu çukuru niye kazdığımız hakkında hiçbir fikri yok,

ama içine girip ona sürpriz yapacağım.

- Evim evim güzel evim!

- Masaja ihtiyacım var!

Of Jimmy.

Ben bir yatak değilim.

Herkes nerede?

- Nolan. - Dream.

- Dream! - Aman Tanrım!

Ne kadardır yoksun?

- Bir şeyler normal değil.

- Karl’ın gevezelik ettiğini duymuyorum.

Karl?

Muhtemelen uyumuşlardır çünkü saat sabahın dördü.

Karl?

Bekle, millet ne yapmaya çalışıyor?

- Jimmy dışarıda, onu görebiliyorsunuz.

- Aşağıda ne var?

Aman Tanrım!

Bekle, çukur ne kadar derin?

- Sekiz fit derinlikte.

- Kafam karıştı.

- Bu kadar kafa karıştırıcı olan ne?

Sadece bir delik.

- Evet, ama neden?

- Biz sadece zamanımızı değerlendirmeye çalışıyoruz.

- Bunu anlamak için çok yorgunum.

- Çukura gir!

- Evet!

Çukur. - Nasıl?

Bunu neden yaptılar?

- [Hepsi] Çukur!

- Çukura girmek istiyorum.

- Bu aslında uygun bir çukur.

iPad’imi alabilir misin?

- Evet.

- Bu iPad’de ne var biliyor musun?

- Penguen videoları.

Hayır.

Sıradaki iki Bay Canavar videomuz.

- Oh.

- Bırakayım da siz seçin.

“Kör Adam İlk Kez Görüyor “u mu izlemek istersiniz?

Yoksa “Dünyanın En Büyük Burgerini Yedim"i mi?

- Kör Adam İlk Kez Görüyor.

- Aslında ben kör adamı görmek istiyorum.

- Tamam. - İşte buyur.

Burada ufak bir iPad var.

- Bana ne düşündüğünü söyle.

Bu çılgınca mı?

- Evet, ne?

- Bu harikaydı. - Bu müthişti.

- Aman Tanrım, burası çok soğuk.

O kadar soğuk ki kameranın ekranı karardı.

- Dışarısı gerçekten dondurucu.

- Artık burada olmak istemiyorum.

Ben yatmaya gidiyorum.

- Burası kamera çadırı.

İyi geceler diyoruz.

Herkese iyi geceler.

- Dağa tırmanmak beni gerçekten yordu.

Sabah dörtte döndük.

Üçüncü gün yataktan kalkmak neredeyse imkansızdı.

- Bu son gün.

Hazır mısınız?

Jim? - Ne?

- Uçak kalkmadan toplanmalıyız.

Yoksa burada sıkışıp kalırız.

Bak, eğer bu uçuşu kaçırırsak, Jimmy,

bir gün daha buradayız.

- [Jimmy] Bir dakika içinde pantolonumu giyeceğim.

- Jimmy, kalk!

- Yoksa bu senin ilk hayatta kalma videon mu?

- Evet.

- Çadırdan çıkmadılar, Derrick.

Uçağı kaçıracağız.

Aslında, başka şekilde ifade edeyim.

Uçağı kaçıracaklar.

Hala başarıyorum.

- Uçuşu yapıyoruz, bebeğim.

- Bu son derece önemli,

Antarktika’nın el değmemiş güzelliğini korumak için.

Kampımızdan geriye tek bir iz bile bırakamayız.

Bu yüzden her şeyi eski haline getirmelerini söyledim.

Üç deyince “Geride hiçbir şey bırakmayın”.

Üç deyince.

- Geride hiçbir şey bırakmayın.

- Ama onlar da benim kadar yorgundu,

bu yüzden işler çabuk bitmedi.

- Kesinlikle sıfır enerjim kaldı.

Pekala, şimdi onu içine koy.

Koy onu–

- Hayır!

- İşte orada, açıkta.

Hayır.

Durun!

- Merhaba.

- Tüm Antartikalılar için hüzünlü bir gün.

- Çukur. - Şimdi doldur.

- Pekâlâ, doldurmaya koyulun çocuklar.

Üç, iki, hoşça kal çukur.

- Hoşça kal çukur.

- Onun yerine kalbimde bir delik var.

- Ve bum!

Artık eve dönebiliriz!

- [Hepsi] Evet, ev!

- Hey, eğer bu tempoyu sürdürürsek,

uçak inmeden hemen önce buz pistine varacağız.

- [Hepsi] Uçak.

- Hey, Antarktika gezisi.

- [Hepsi] Antarktika!

- Tam burada pist var.

- Evet. - Pekâlâ, uçağı görüyorum.

Hayatta kaldığınız için hepinizle gurur duyuyorum.

Antarktika’da 50 saat!

Eve gidiyoruz ve hayatta kaldık!

- Başardık!

- ALE ve EYOS’a kocaman bir alkış.

Bu yolculuğu mümkün kıldılar.

Umarım eğlenmişsinizdir.

- Eve dönüyoruz!

Ev!

comments powered by Disqus